Bir Sinti Ailesine Ziyaret: Nasır Tutmuş Ruhlar

27.10.2013
Almancadan çeviren: Translators for Justice
Kaynak: http://www.taz.de/Hausbesuch-bei-Sinti-Familien/!126219/

Sarah Levy

Langrenes ailesinin fertleri Palatina, Hessen, Bavyera bölgelerinin şivesini ya da Romanların dili Romanes’i konuşuyorlar. Langrenes ailesi yüzyıllardan bu yana Almanya’da yaşıyor. Ama bu hiç de kolay değil.

Daniel Braun lise mezuniyet balosunu dşündükçe tuhaf bir rahatsızlık duyuyor. Baloya büyükannesi de davetli. “Büyükannem tam balonun ortasında durup dururken Auschwitz’i anlatırsa ne olacak?” diye geçiyor aklından. “Lise hayatım boyunca hep ‘Ben Almanım’ dedim, doğruydu da bu aslında.”

Daniel birkaç nesilden bu yana Almanya’da yaşayan 70.000 Sinti ve Romanlardan biri. Burayı vatan olarak görüyorlar, ancak ülkeyle ilişkileri çok karmaşık. “Resmi açıdan bizler Alman vatandaşıyız. Ancak hiçbir zaman kendimizi yüzde yüz Alman olarak nitelendiremeyeceğiz. Hayata bakışımız ve kültürel mirasımız çok farklı.”

Alman Sinti ve Roman aileleri Almanya’da yaşadıkları eyaletlerin şivelerini konuşuyorlar, kimi Palatina, kimi Hessen, kimi de Bavyera ya da Saksonya ağzıyla konuşuyor; bir de Sinti ve Romanların dili olan Romanes ekleniyor bu ağızlara. Daniel yirmi bir yaşında, konuşurken seçtiği sözcüklere özen gösteriyor. Kendini “dördüncü nesil” Sinti olarak tanımlıyor. Nesilleri saymaya Auschwitz kabusundan başlıyor. 500.000 Sinti ve Roman Auschwitz’te katledildi. Savaştan sonra bu suç hiç işlenmemiş gibi davranıldı. Daniel’in büyükannesinin annesi, kolunda bir dövme taşıyor: toplama kampındaki numarası bu. Büyükannesi de o annenin travmasıyla büyüdü, hala da onun etkisi altında.

Daniel ise daha farklı karabasanlara karşı savaş veriyor: İnsanların hırsız, dilenci ve dolandırıcı olarak gördüğü ‘tipik çingene’ ön yargısına ve o damgayı yeme korkusuna karşı. Oysa birçok insan, Sinti olmanın ne anlama geldiğini dahi bilmiyor.

Aile odaklı yaşam ve ailenin önemi
Daniel’e göre “bir duygudan öte” birşey bu, babadan miras kalan bir kimlik. Babanın kökeninde Sintilik varsa, çocuklar da öyle oluyor. Gelenekleri, görenekleri aile ve akrabalar arasında yaşanıyor ve yaşatılıyor – aile herşeyin odağı. “Büyükanne ve büyükbabamızı çoğu zaman haftada iki kez ziyaret ediyoruz. Bazen biraz fazla geliyor bana. Bir hafta sesimiz soluğumuz çıkmazsa, hemen arar, ne oldu diye sorarlar.“ Büyükannelerini ve dedelerini huzurevine yerleştirmek Sintiler için söz konusu bile olamaz.

Sintiler kurallarına riayet eden bir topluluk: Yemek konusundaki kurallara uyulur, gelenekçi kadınlar pantolon giymez, büyüklerin yanında cinsellik konusu konuşulmaz ve büyüklerin önünde sigara içmek de saygısızlık sayılır.

Daniel, ailesiyle Heidelberg yakınlarındaki Schwetzingen’de yaşıyor. Evleri sakin bir muhitte, bahçe girişleri bakımlı evlerin önünde yeni yıkanmış otomobiller duruyor. Braun’ların evi açık renk, beyaz perdelerden gün ışığı giriyor, ama kimse içeriyi görmüyor. Ne komşular ne de Daniel’in sınıf arkadaşları, Braun’ların yüzyıllardır süregelen geleneklere göre yaşadıklarını bilmiyorlar. “Okulda Sinti olduğumu söylemedim. Çünkü bunun benim için iyi olmayacağını düşünüyor ve arkamdan kötü kötü konuşmalarından kaygılanıyordum.“ Çingene bir sövgü sözcüğü, öyle çok duymuştu ki bu sözcüğün hakaret olarak kullanıldığını. Dahası büyükanne ve büyükbabaları komşulardan “sizleri gaz odalarında öldürmeyi unutmuşlar” gibi sözleri bile duymak zorunda kalmıştı. “Bunları duyduktan sonra insan artık bir şey söylemeye çekiniyor”, diyor Daniel “ve ağzını hiç açmamayı yeğliyor.”

Reinhold ve Ilona Lagrene çifti 40 yıldan bu yana, Daniel gibi insanların kendi kökenlerini açık açık söyleyebilmeleri için büyük bir mücadele veriyorlar. Bay Lagrene’yi bıyığından ötürü Türk, Bayan Langrene’yi de İspanyol sanıyorlar ama 60 yaşlarının başındaki karı koca Sinti. Çocukların ve komşuların buluştukları bahçelerle çevrili bir muhitte yaşıyorlar. Evlerindeki yapma çiçekler ve danteller arasında altın yaldızlı çerçeveler içinde, dört çocukları ve yedi torunlarına ait resimleri ve farklı nesillere ait aile fotoğrafları bulunuyor.

Eski uçurumlar

Reinhold ve Ilona Langrene’nin anneleri babaları, büyükanne ve büyükbabaları, kardeşleri Naziler tarafından toplama kamplarına taşınmış ve birçoğu da Ausschwitz’te öldürülmüş. Çocukken travma yaşamış olan anne ve babalarıyla birlikte onlar da acı çekmiş. “Ses çıkarmamız yasaktı” diye anımsıyor Ilona. “Anne ve babamız hiçbir şekilde göze batmak istemiyordu. Sürekli: Pışt, susun, sesinizi yükseltmeyin, aman Gadje’ler duymasın!” Gadje bizim gibi olmayanlara denirmiş.

Ancak yetmişli yıllara gelindiğinde bir şeyler değişmeye başladı. “İkinci nesil olarak gücümüz olduğunu keşfettik” diye sözlerini sürdürüyor Ilona Lagrene. “Bizim de bir sesimiz var, her şeye razı olmak ve sinmek zorunda değiliz.” Sinti ve Roman’ların vatandaşlık hakları için gösteriler yaptılar. Sinti ve Roman’lara yapılan soykırım ancak 1982 yılına gelindiğinde resmen kabul edildi, 2012 yılından bu yana Berlin’de kurbanları hatırlatan bir anıt var.

Ilona Lagrene Alman Sinti ve Romanlar Birliği’ninn Yönetim Kurulu’nda. Eşi Heidelberg’deki Belgelendirme Merkezi’nde çalışıyor. “Hemen hemen tüm istediklerimizi gerçekleştirebildik” diyor Reinhold Lagrene. Gerçekten mi? Reinhold’un ticaret alanında çalışan yetişkin oğlu Mario iş arkadaşlarına kendisinin Sinti olduğunu söylemekten hala çekiniyor. Daha yeni, birisi Reinhold’un torunu Anthony’nin otomobiline bir gamalı haç çizmişti. Sinti olduklarını söyledikleri anda, bulduklarını düşündükleri bir işin, tutacakları bir evin ve bir deponun birden başkasına verilmesi de rastlantı olamaz herhalde. “Bunu söylediğim anda, hemen bana farklı bakmaya başlayacaklarını biliyorum. İşte bu bakışlardan korkuyorum. Bunun bizi zarar vermesini önlemek için ruhumuz nasır bağladı”, diyor Lagrene.

Sinti ve Romanların kökeninin Kuzey Hindistan ve Pakistan’a dayandığı sanılıyor. Yaklaşık 600 yıl önce Avrupa’ya gelmişler. “Biz Hintli değiliz. Sintiler olarak bu ülkede yaşamaktan gurur duyuyoruz”, diye ekliyor Reinhold Lagrene. “Biz artık kurban değiliz.”

Musevilerde olduğu gibi Sintiler için de yüzyıllarca süren bir meslek yasağı vardı. Büyük bir kısmı ticaret yaparak, zanaatkar ya da müzisyen olarak Avrupa’yı dolaşıyordu. Sintilerle ilgili çok az belge var, bunların çoğu da resmi zabıta nizamnameleri. Ve günümüze kadar Sinti denince akla gelen klişeler de bu belgelerle birlikte pekişmiş durumda. “Bizim için onurlu insan olmak esastır. Yaşlıların görevi bunları açıklamak ve bu değerleri genç nesillere taşımaktır” diyor Reihhald Lagrene. Buna Romanes dilini konuşmak da dahil. Çocukları ve torunları evde iki dilli yetişiyorlar, ancak Almancayı gittikçe daha çok kullanıyorlar. Bu durum onu korkutuyor: “Dillerini bilmeyen Sintiler de var artık. Ben de bu durum karşısında şunu soruyorum: Bundan sonra ne olacak peki?”
Genç Sintiler gittikçe aileden uzak bir yaşam sürdürüyorlar ve kendi yollarında ilerlemeyi tercih ediyorlar, artık geleneksel evliliklerden uzaklaşarak, aşık oldukları için evleniyorlar. Reinhold ve Ilona Lagrene bu tür değişikliklere karşı koymuyorlar. “Bence, artık azınlık olarak açılma zamanımız geldi”, diyor Reinhold Lagrene. “Her ne kadar aile içindeki yakınlığımızı korumamız gerekiyorsa da, çevremizi aydınlatmamız, çevre ile iletişime girmemiz gerekiyor. Bu nedenle kendi içimize kapanamayız, en azından bunu isteyenlere bu olanağı tanımak gerekiyor. Yeni bir bilinçle geleceğe bakmamız lazım.”

Yeni uçurumlar
Bilinçlenmenin bu yeni türünü Reinhold Lagrene kendi ailesinde de gözlemliyor. Bir keresinde kızı çantasını unuttuğu bir lokantaya telefon etmiş. Kızına çanta kesin çalınmıştır denmiş. “Lokantada çingene vardı çünkü!” Kızı da şöyle yanıt vermiş: “Kastettiğiniz o çingene bendim.” Okulda “çingene” sözcüğü geçtiğinde 20 yaşındaki torunu Jenise ayağa kalkıp konuyu tartışmaya başlıyormuş. “Ben akıcı bir Almanca konuşuyorum, nerede nasıl davranılacağını biliyorum, iyi bir eğitim aldım. Kilişelere hiç uymuyorum. Tam da onun için, çingene olmamdan utanmanın ve bunu gizlemenin son derece aptalca bir şey olduğunu düşünüyorum. “

Genç Sintiler yeni uçurumları kapatmak için köprüler kurmak zorundalar: “Sıklıkla, ekonomik nedenlerle buraya göç eden Güneydoğu Avrupa göçmenleriyle aynı konumda görüyorlar bizi”, diyor Jenise, “ancak bu durumun yanlış olduğunu hemen açıklığa kavuşturuyorum.“

Yoksulluktan Batı ülkelerine kaçan göçmenler Almanya’da uzun süredir yaşayan Sintilerin başını ağrıtıyor. “Çünkü”, diyor Reinhold Lagrene, ”bu göçmenler insanların zihinlerindeki klişelere çok uyuyorlar.” Yine de doğal olarak onlara da yakınlık duyuyorlar. “Biz tek bir halkız”, diyor Reinhold Lagrene, “Halk sözcüğüyle aynı milliyet kavramını kastetmiyorum. Tek bir halkın üyeleriyiz. Tabii bunu anlamak dışarıdan birisi için aslında oldukça zor.”

Sadece Sinti ve Romanlar farklı değil; her Sinti ailesinin de farklı bir yaşam tarzı var. Daniel Braun’un erkek kardeşi David Sinti kimliğini son derece açık yüreklilikle dile getiriyor. “Ben ha İtalyan olmuşum Ha Sinti olmuşum, bunun dostlarım için önemi yok”, diyor 18 yaşındaki öğrenci. “Bunu ilk duyanlar bazen şok oluyorlar. O zaman gülüyorum ve ne yapayım, işin aslı bu diyorum.”

Daniel ve David’in anne ve babası boşanmış, iki erkek çocuk annesinin yanında yetişmiş. Evde konuştukları dil Almanca. Daniel çok az Romanes konuşuyor, David ise hiç bilmiyor. İkisi de aslında bu duruma üzülüyor. Butik sahibi olan Anneleri Canessa ise “Almanca dersinde sınıfın en kötü öğrencisi bendim” diye anlatıyor. “Onun üzerine kendi kendime söz verdim, eğer çocuklarım olursa, bunu değiştireceğim. Gelenekleri korumamız gerekiyor, ama biz burada yaşıyoruz. Buraya ait olduklarını hissederlerse çocuklarımın yaşamının benimkinden daha kolay geçeceğini düşünüyorum. Kaldı ki, bizim başka bir ülkemiz de yok.“

Sonbaharda Daniel üniversitede okumak için Düsseldorf’a taşınacak. Moda yönetimi okumak istiyor, hatta bunun için de yurtdışına gitmeyi düyünüyor. Anneannesi buna üzülüyor. “Ben de anneanneme dedim ki: ‘Annem de 16 yaşında evden ayrılmış.’ Anneannem yanıt verdi: ‘Evet, ama o hiçbir zaman yalnız değildi ki, her zaman bir topluluk vardı etrafında.’ ”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s