Zor zamanlarda araştırma yapmak, üniversiteli olmak

08/2013
Almancadan çeviren: Translators for Justice
Kaynak: http://www.forschung-und-lehre.de/wordpress/?p=14040

Dilek Dizdar
Türkiye’deki düşünce ve yayın özgürlüğü giderek kısıtlanıyor, bundan duyulan büyük rahatsızlığın eylemlerde önemli bir payı var. Bilimsel çalışmalar üzerindeki baskı da giderek artıyor.

Dünya kamuoyu geçtiğimiz Mayısın sonunda, hükümetin Gezi Parkı projesine karşı çıkanların eylemlerinin çığ gibi büyümesiyle birlikte, Türk toplumunda son yıllarda biriken bir öfkenin patlamasına tanık oldu. Taksim Meydanı’ndaki insanlar, Türkiye’nin kendiliğinden gelişen en geniş kapsamlı hareketini başlatmıştı. NTV Tarih dergisinin genel yayın yönetmeni Gürsel Göncü yazdığı son başyazıda hareketi böyle tanımlıyordu. Otuz beş bin adet basılmış olan derginin yayınına ansızın son verildi, çünkü Gezi direnişiyle ilgili özel bir sayısı yayınlanacaktı. Türkiye’de bu ve benzeri sansür uygulamalarına artık şaşmamak gerekir. Tiyatrolarda sahnelenecek oyunları devletin denetlediği, yüzlerce gazetecinin terör örgütü üyesi oldukları suçlamasıyla tutuklu olduğu ve avukatların adliye binalarında yerlerde sürüklendiği bir ülkede ne düşünce ve basın özgürlüğünden söz edilebilir ne de bağımsız yargıdan. Pekiyi bu ortamda Türk üniversitelerinin ve diğer bilim kurumlarının durumu nedir acaba?

Tek odalı üniversiteler ve semazenler

Türkiye’de üniversitelerin sayısı 2012 yılının sonunda 170’e ulaştı. Bunların 104’ü devlet üniversitesi. Tüm devlet üniversitelerinin yaklaşık yüzde 50’si 2006-2011 yılları arasında, vakıf üniversitelerinin ise yüzde 65’i 2003-2012 arasında kurulmuş. Demek ki Türk üniversitelerinin yarısından fazlasını AKP hükümeti kurmuş. Bu sayılar, AKP için gurur kaynağı. Ancak yeni kurulan üniversitelerin çoğu kağıt üstünde var olan üniversiteler, bazılarının kurulduğunda isim tabelasını asacak bir binası bile yoktu. 2008 yılında kurulan ve ‘tek odalı üniversite’ olarak ünlenen Ardahan Üniversitesi buna bir örnek. 2007-2008 yıllarında kurulan toplam 28 üniversiteye 406 milyon TL’lik bütçe ayrılmış. Istanbul Üniversitesi’nin tek başına 486 TL’lik bir bütçesi olduğu düşünüldüğünde bu miktarın ne kadar düşük olduğu anlaşılıyor. Böyle olunca yeni “üniversite”lerin çoğu eğitime ya dersliksiz ya da halk eğitim merkezlerinde oda kiralayarak başlıyor.

Hükümetin vakıf üniversitelerine karşı tutumu ise biraz farklı. İdeolojik olarak kendine yakın olan vakıflara cömert davranıyor. Örneğin, açılışı başbakanın katılımıyla ve ilahiler eşliğinde yapılan Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi için Vakıflar Genel Müdürlüğü, eski bir mevlevihaneyi kapsamlı bir restorasyon çalışmasıyla kullanılır hale getirerek üniversiteye tahsis etti. Mevlevihane binasında Medeniyetler İttifakı Enstitüsü’nün yer alması da ayrı bir anlam taşıyor. Enstitünün internet sayfasında, düzenli olarak yapılan sema törenlerinin takvimi de var.

Bilim baskı altında

Türkiye’de üniversiteler özerkliğini ve idari bağımsızlığını daha 1981 yılında, askeri yönetimin kurduğu YÖK ile yitirmişti. Ancak artık Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) de hükümetin ideolojik aracı haline geldi. TÜBA’nın 2011 yılında yapılan mevzuat değişikliği ile özerkliği elinden alındı; üyelerinin çoğu artık devlet kurumları tarafından atanıyor. TÜBİTAK ise uzun süredir zaten hükümetin çizgisinde. TÜBİTAK, Temmuz başında teşvik vermeyi reddettiği bir proje ile ilgili, evrimin tartışmalı bir konu olarak bilindiği gerekçesiyle bu konudaki araştırmalara bundan böyle de destek vermeyeceğini açıkladı.

Yüksek öğrenim kurumları günümüzde eşi görülmemiş bir baskı altındalar. Eleştirel düşünce engelleniyor, karşı düşüncede olanların üstüne gidiliyor, gerekirse hapse atılıyorlar. Onlardan biri, terör örgütü yönettiği suçlamasıyla tutuklanan siyaset bilim profesörü Büşra Ersanlı (Marmara Universitesi). Suçlamaya dayanak olarak örneğin, Birlik ve Demokrasi Partisi’nin Siyaset Akademisi’nde yaptığı konuşmalar ve partinin anayasa komisyonuna katılmış olması gösteriliyor. Delil ise yok anlaşılan. Ersanlı geçtiğimiz hafta serbest bırakıldı, mahkemesi sonbaharda sürecek. Ancak, AKP bilim insanlarına ideolojik nedenlerle, açıkça karşı görüş ifade ettikleri için saldırmakla kalmıyor. Kanser araştırmacısı Prof. Onur Hamzaoğlu’na (Kocaeli Üniversitesi) karşı, hava kirliliği ve kimyasalların o bölgede yaşayan insanlar üzerindeki etkileriyle ilgili araştırma sonuçlarını yayınladığı için disiplin soruşturması başlatılması istenmişti.

Üniversite öğrencileri de Gezi Parkı eylemlerinden çok önce baskı ve şiddete maruz kalıyordu. Buna bir örnek, geçtiğimiz Aralık ayında başbakanın Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne yaptığı ziyaret sırasında yaşananlardır. Yaklaşık 300 kişinin barışçıl bir biçimde hükümeti protesto etmek için yaptıkları eyleme 3000 polis, 100 zırhlı araç ve yaklaşık 2000 gaz bombasıyla müdahele etmişti. 50 eylemci yaralanmış, aralarından ikisi yoğun bakıma alınmıştı. Eyleme katılmayan öğrenciler de dersliklerde biber gazından paylarını almıştı. ODTÜ rektörünün polisin orantısız güç kullandığı yolundaki eleştirisine başbakan, profesörlerin öğrencilere yurtseverlik yerine molotof kokteyli yapmayı öğrettikleri yolundaki suçlamayla karşılık vermişti. Bundan böyle üniversitelerde düzen ve disiplini kampüslerde sürekli görevde olacak polisler sağlayacak.

Başbakan için, onun istediği gibi ve yönde davranmayan herkes yasadışına çıkmış demektir, bu onun genel tavrı. Gezi eylemlerinden sonra üslubu daha da sertleşti. Mayıs sonundan bu yana sokaklara dökülen yüzbinlerce insan ona göre “çapulcu” ve “terörist”. Yaralılara bakan doktorlar da, bir türlü susturamadığı şehir planlama uzmanları ve avukatlar da öyle. Antidemokratik hareketler ve polis şiddeti, üniversitelerin duvarları dışında kalan şeyler değil. Bu durumu anlamak ve uluslararası kamuoyu olarak bu konuda tavır almak gerekir. 18 Temmuz tarihinde New York’taki basın toplantısında sunulan, Science dergisinde yayımlanacak olan metin buna iyi bir örnek. Açıklamayı, dört nobel ödüllü bilimci de desteklemiş. Bir başka güzel örnek de, dünyanın her yanından 4000’i aşkın bilim insanının imzaladığı „academics for gezi“ dilekçesi (www. academicsforgezi.com).

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s