Mısır’da bir batış ya da çıkış anı?

03.07.2013
İngilizceden çeviren: Translators for Justice
Kaynak: http://www.madamasr.com/content/make-or-break-moment-egypt

Sharif S. Elmusa

Benim de katkıda bulunduğum Egypt Independent’in, bir önceki genç ve kendini adamış ekibinin başlattığı bu yeni web sitesinin açılışı için, Nil Nehri üzerindeki yoğun çekişme ile ilgili bir makale yazmam istendi benden. İşte o makale:Bu büyük nehrin Mısır’ın içinden güvenle akmaya devam etmesi, her şeyin üstünde öneme haiz ve Mısırlılar için işleri yoluna koymanın acil ihtiyaç olduğunun altını çizmekte.  Bununla birlikte şimdilik bu konuyu erteleyeceğim, çünkü Mısır toplumunun karşıt kamplar içindeki mevcut sokak hareketliliği ivedilikle yorumlanmayı bekliyor.

25 Ocak devriminin ilk günlerinden zihnimde kalan,  Port Said kentinden, El Cezire mikrofonuna kendini ilk kez Mısırlı gibi hissettiğini söyleyen orta yaşlı bir adamın görüntüsüydü. Bence bu,  adamın ilk kez bir sese, bir eyleme sahip olduğu anlamına geliyordu. Ve bu, daha sonra  “devrimin şiiri” diye adlandıracağım şeydi; Mısır halkının uzun zamandır bastırılan ruhunun özgürlük ve bileşenleri için ortaya dökülmesiydi.

Yine de, kabaca bir tabirle, siyaset meydanının dağınıklığı içinde olsak da, bu ruha duyulan özlemin giderilmesine çok yaklaşmıştık.  O günden beri,  Port Said’li adam gibi milyonlarcasını, o baş döndürücü günlerde hissettikleri bu yeni duyguya kalıcı olarak taşıyacak olan çok sular aktı köprünün altından: berrak, kabarmış ve girdaplı sular..

Geçtiğimiz hafta Kahire ve diğer kentlerde sokaklara akan milyonlar, siyasetin,  kendilerini yüzüstü bıraktığını açıkta göstermektedir.  Yine de, şu andaki durum, , Ocak 25 devrimi sırasında olduğundan daha farklı ve daha tehlikeli derecede kaygan.  İçinde şiir var belki ama aynı zamanda bir dolu nahoş eylem ve söylem de var.

Mesele o zaman basit gibi görünüyordu: Çoğunluğun, hastalıklı ve yozlaşmış bir rejimin karşısında duruşuydu bu. Her ne kadar parçalanma yüzeyin altından kolayca fark edilebiliyor olsa da,   şimdilik bu çoğunluk,  iki karşıt kampa bölünmüş gibi duruyor.

Kötüleşen ekonomik koşullar ve hizmetler, her ne kadar safların sayısını arttırmakta olsa da, muhalifler açısından sokaklara dökülmelerinin sebepleri muhtelif. Bir taraftan İslamcılar ve Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, sandık yoluyla elde edilmiş “sözde” meşruiyete gönderme yaparken, diğer taraftan da türlü muhalif kesimler, anayasaya, Müslüman Kardeşler’in dışlayıcı uygulamalarına ve Mursi’nin devlet gemisini yürütürken yaptığı pek çok hataya işaret ediyor.  Üçüncü güç, yani ordu, yeni bir siyasal düzene geçiş sürecini son derece kötü yönettikten sonra, akıllıca bir manevrayla kendini “kral yapan” ve halkın dostu ilan etti.

Bir bakıma buna, ülkedeki muhtelif siyasi güçler arasında siyasal bir dengenin kurulmaqkta olduğu an demek belki doğru olabilir, ya da kapsayıcı bir siyasal sisteme dayanan tarihi bir uzlaşma için bir ya batış ya çıkış fırsatı. Muhalefetin ana taleplerinden biri, Selefi Nur haricindeki İslâmcıların ben bu yazıyı yazmaktayken hala karşı çıktıkları ve bizzat Mursi’nin de salı gecesi televizyonda yayınlanan konuşmasında yinelediği gibi,  erken cumhurbaşkanlığı seçimiydi.

Hiç şüphesiz Mursi, uygulamada çok sayıda yanlış adım atarak ve sık sık vatandaşın aklına saygı duyan özden, bilgiden ve muhakemeden yoksun konuşmalar yaparak bir lider gibi parlamayı beceremedi.  Bir anlamda, onun başkanlığı, çekişmenin sembolü ve kaynağı haline geldi; İslâmcıların erken cumhurbaşkanlığı seçimine rıza gösterip göstermeyecekleri ya da iyi bir mücadele sergileyip sergilemeyecekleri, güçlerin yan yana saf tutmalarına bağlı olacaktır.

Muhalefet açısından, yeni başkanlık seçimlerinin ne anlama geldiği belirsiz. Tek bir adaya razı olacaklar mı? İslâmcıların keyfini sürdüğü gibi sağlam, örgütlü bir temelin yokluğu, çok yetersiz kalan bir devlet aygıtı, yönetimdeki deneyimsizlikleri ve köklü ekonomik sorunlar ve eşitsizlikler göz önünde bulundurulduğunda, kendi adayları kazandığında ülkeyi yönetebilecekler mi? Herkese açık bir sistemi sürdürmeyi başarabilecekler mi? Yoksul, işsiz ve haksızlığa uğramış milyonlarca Mısır’lıya dağıtmayı başaracaklar mı? Ordunun vesayeti altında kalacaklar mı? Nil üzerindeki stratejik ihtilafları çözmeyi ve bölgesel düzenin dümenini tutmayı başarabilecekler mi? Tabii ki peşinen ortaya atılan bu tür sorular insanı paralize edebilir, fakat bu soruların ağırlığı muhalefetin hesaplarına ışık tutmalıdır. .

Ordu,  askeri bir darbe yapmayacağını söyledi.  İktidar  baştan çıkarıcıdır;  ama yine de generaller, tarafsız kalarak ve sadece rakiplerin bir araya gelmelerini kolaylaştırıcı bir etmen gibi hareket ederek,  kendilerine ve Mısır’a kalıcı bir hizmet yapacaklardır; çünkü Mısır’da ve başka yerlerdeki pek çok benzer rejimde olduğu gibi ülkeyi idare etmekte kesinlikle başarısız olacaklardır ve bir kez daha gözden düşeceklerdir.

Mesele şu ki, kötü bir rejimi devirmek iyisini kurmaktan daha kolaydır; Muhalefet, küçük bir başarı uğruna, İslâmcılar tarafından teslim olma talebi olarak yorumlanacak maksimalist bir tavırda ısrar etmemelidir. Şu akılda tutulmalıdır ki, koşullar farklı olmakla birlikte, Cezayir, İslâmcıların dışlanmasının hemen ardından gelen kanlı iç savaştan henüz çıkmamış ve Türkiye’de, İslâmcılar, ordunun hükümetlerini istifaya zorlamasından sonra tekrar iktidara gelmişlerdir.

Müslüman Kardeşler,   ellerinde bir fırsat olduğunu ve bu fırsatı kaçırdıklarını anlamalılar:  Dar ufukları, başkalarıyla çalışmadaki beceriksizlikleri, kalkınmacı değil hayırseverlik yönelimli bir sosyal politika yürütmeleri,  zamanın  -ve hatta kendi seçmenleri arasında bulunan,  gelecekleri tehlikede olan dinamik ve hüsrana uğramış gençliğin- gerisinde kalan bir zihniyete sahip liderlikleri sayesinde kaçırdıkları bir fırsat.  Bunun farkına ne kadar erken varırlarsa herkes için o kadar iyi olacaktır.

Mısır’ın cumhurbaşkanlığını üstlenmek, pek de kimsenin gözü olan bir iş değil. En marifetli siyasetçinin bile yeteneklerini zorlayacaktır. Cumhurbaşkanı Mursi, erken seçimi kabul etmiş,   ülkesini zehirli ve muhtemelen yıkıcı kutuplaşmalardan koruyabilmiş olsaydı, başa geldikten sonra Tahrir Meydanı’nda yaptığı konuşmasından sonraki en takdir görecek başarısı bu olacaktı.  Aynı zamanda bu, siyasi olgunluğun da bir göstergesi olabilirdi.  Elbette tarih böyle bir hareketi örnek gösterecekti.  Eski Devlet Başkanı Nasır, halkın kendisini iktidarda tutmak için kitlesel bir harekete kalkışacağını hiç tahmin etmemiş, 1967 Haziran savaşındaki yenilgisi yüzünden istifa etmişti.

Şansımız açık olsun!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s