Gezi Parkı Protestoları Türk Akademisyenleri Arasında Yankı Buluyor

02.07.2013
İngilizceden çeviren: Translators for Justice
Kaynak: http://chronicle.com/blogs/worldwise/gezi-park-protests-resonate-in-turkish-academe/32543

Aşağıdaki yazı New York Üniversitesi’nde, Orta Doğu ve İslam Çalışmaları Bölümü’nde yardımcı doçent olan Asli Igsiz tarafindan yazılmıştır.

Geçtiğimiz birkaç hafta süresince, Türkiye’den yayımlanan göz yaşartıcı gaz ve orantısız polis gücü görüntüleri, ve Gezi Parkı protestolarına yönelik suçlamalar ve yasal soruşturmalar, birçok dış gözlemciyi şaşırttı. Başlangıçta Istanbul’da kalan sadece birkaç parktan biri olan Gezi Park’ının  yıkılmaması için yapılan küçük ölçekli protesto, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hükumet politikalarına karşı çok büyük çaplı gösterilere/eylemlere dönüştü.Hükumetin süregelen kızgınlığı ve gerekli olmayan bir şiddetle eylemlere cevap vermesi, son dönemlerde hükumetle Türk yüksek öğrenimi üyelerinin arasında oluşan sürtüşmeyi takip edenler için sürpriz değil.  Aralık ayında, bir devlet üniversitesi olan ODTU’de, daha küçük çaplı benzer bir protesto eylemi yapılmıştı. Başbakanın kampüsü ziyareti sırasında, öğrenciler Erdoğan’ın siyasi partisinin politikalarını eleştirmek için bir gösteri düzenlemek istediler. Bu gösteri sırasında da, eylemcilerin provoke etmemesine rağmen polis eylemcilere karşı şiddet kullanmıştı.  Öğretim üyeleri polis şiddetini kınayan bildiriler yayımladığında, hükumet yetkilileri protestocu öğrencilere karşı disiplin soruşturması başlattı ve onları suç işlemiş kabul etti.  Ardından hükumetin atadığı bazı rektörler protestocu öğrencileri ‘radikal’ diyerek kınadı. Bunu takiben de bazı öğretim üyeleri kendi rektörlerini antidemokratik olmakla itham etti.

Bu olay üniversitelerin Erdoğan ve karşıtları arasında odak noktaları olmalarının tek örneği değildi.

Son birkaç yılda, Erdoğan’ın AKP olarak bilinen siyasi partisi, bir dizi yasal düzenleme ile, akademik kurumları da içine alan bazı kamu kurumlarının özerk bir şekilde karar verme yetkisini zayıflattı. Daha önce bağımsız bir organizasyon olan Türk Bilim Akademisi, AKP’nin desteklediği adayları kabul etmeye zorlandı. Görevi çevreyi korumak olan bazı diğer enstitüler de bürokrasi girdabında boğuldu ya da tümüyle kapatıldı.

Aslında, özel bir statüde korunan, binlerce hektarlık ormanlık alanı etkileyecek olan, AKP’nin hazırladığı bir yasa tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışılması sadece Gezi protestoları yüzünden ertelendi.  Bu yasa tasarısı, ilgili alanların bilim insanları ve bilimsel enstitüler tarafından incelenmesini gereksiz kılarak bu ormanlıklık alanların kaderini tümüyle politikacıların eline bırakmayı planlıyor. Bu sayede bu alanlar da, Gezi Parkı için planlandığı gibi, turizm veya bina inşaatı için özel sektörün sömürüsüne açık bırakılmış olacak.

Türk Üniversiteleri’ni yöneten Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), uzun zamandır hükümetin bir uzantısı gibi çalışıyordu. Ancak, AKP yönetimi altındayken disiplinle ilgili faaliyetleri merkezileştirmiş olması ağır eleştiri topluyor. YÖK, bin dokuzyüz seksen iki yılında, askeri ihtilalin ardından, ordunun desteklediği anayasa tarafından yüksek öğretimi kontrol etmek için kuruldu. Buna bağlı olarak, üniversiteler bağımsız bir şekilde yöneticilerini seçemiyor ve akademik pozisyonlar da YÖK tarafından açılıyor. Cumhurbaşkanı Kurul’un başkanını ve ilgili üniversitelerdeki öğretim üyelerinin en çok oyunu almış olan 3 aday arasından rektörleri de atıyor.  Oylama işleminin şaibeli olması ve gözdağı verilmesi son zamanlarda en çok sıkıntı yaratan konulardan. Dahası, Kurul,  bazı öğretim üyeleri ve öğrencilere karşı hükümetin gündemine bağlı olan bir dizi disiplin soruşturması başlattı.

Akademsiyenler araştırma konuları nedeniyle de hedef olmaktalar. Örneğin, Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Bölüm Başkanı Onur Hamzaoğlu, kentlerdeki endüstriyel alanların sağlığa zararları konusunda bir araştırma yürütmüştü. Yakın bir geçmişte Hamzaoğlu, anne sütü ve bebeklerin dışkılarında ağır metaller olduğunu tespit etti. Hamzaoğlu, Kocaeli sakinlerini bulguları doğrultusunda yöredeki kimyasal çevre kirliliğinin tehlikeleri konusunda uyardıktan sonra bölgenin AKP’li ileri gelenleri tarafından mahkemeye sevkedildi. Hamzaoğlu ‘toplumda korku ve panik uyandırmak için tehdit etmek’le suçlanmıştı. Ayrıca, iddia edilenlere göre, Sağlık Bakanlığı ve YÖK’ün direktifleri doğrultusunda Üniversite’nin rektörü Hamzaoğlu için disiplin soruşturması başlattı.

Türk aydınları her zaman hassas olarak addedilen konular yüzünden idari yargılanmaya maruz kalmıştır. Son dönemlerdeki en çok bilinen örneklerden bazıları İsmail Beşikçi, Müge Tuzcuoğlu, Pınar Selek, ve Büşra Ersanlı’dır. Bu kişiler, Kürt popülasyonları üzerine yaptıkları araştırmalar ya da Kürt Bilim Akademi’sinde ders verdikleri için gözaltına alınmış ve/veya sorgulanmışlardı. Hatta bazıları hükümet yanlısı basınca da duygusal bazlı, akılcı nedenleri olmayan, saldırılara maruz kalmışlardı.

Öğrenciler de sorgulanmalara eşit derecede maruz kalıyorlar. Gezi protestoları sırasında, Elisa Couvert adındaki Fransız bir öğrenci ülkeden çıkarılmış ve Kürtler hakkındaki tezi konusunda sorgulanmıştı. YÖK’ün Gezi protestolarına katılan ve/veya destek veren öğretim üyesi ve öğrencileri incelemeye aldığı görülmekte. Ayrıca, Ankara Üniversitesi’nden bir öğretim üyesinin yazdığı telerafın tarihi üzerine bir ders kitabı yasadışı örgüt delili olarak tutulmakta.

Gözaltındaki Öğrencilerle Dayanışma Girişimi’ne göre, protestolara dahil olan öğrenciler bazen vatandaşlık hakları ile eğitim hakkı arasında seçim yapmaya zorlanıyor. Hükümetin atadığı üniversite yöneticilerinin öğrenci protestocuları cezalandırdığı ya da tahkik ettikleri rapor edilmekte. Uygulanan cezalar eğitimlerinin askıya alınması, okuldan atılma, ve/ya da make up sınavlarına girmelerine izin vermemeyi içeriyor.

İstihbarat, yandaşların desteklenmesi, idari güçlerin tekelleşmesi, akademik özgürlüklerin ihlali, ve öğrencilerin eğitim hakkının yadsınması Türkiye’deki iklimin şu anki durumunun küçük bir örneğidir. Bunların çoğu yeni değil, ancak en rahatsız edici olan şey bunların “demokrasi modeli” olarak adlandırılan sivil bir hükümetin yönetiminde oluyor olması.  İstanbul ve başka yerlerde protestocular sokağa farklı nedenlerle çıkmış olsa da, gösterilerin nasıl çözümleneceği yüksek öğrenimin dünyasını yakından ilgilendiriyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s