Türkiye’deki Protestolar Aslında Daha Büyük Bir Kimlik Mücadelesinin Yansıması

02.06.2013
İngilizceden çeviren: Translators for justice
Kaynak: http://www.nytimes.com/2013/06/03/world/middleeast/development-spurs-larger-fight-over-turkish-identity.html?pagewanted=all&_r=1&
Yazan: TIM ARANGO

İSTANBUL — Daha önce üç imparatorluğa başkentlik yapmış olan bu uçsuz bucaksız şehirde teneke duvarlarla çevrili yıkık dökük mahalleleri ve yüzyıllarca şehrin siluetini oluşturmuş olan minareleri gölgede bırakan vinçlerle dolu inşaat alanları ve gökdelenler ardı kesilmeyen birbirinden şaşaalı projelerin işareti.Ancak Türklerin çoğu bu yapılaşma çalışmalarının bir ilerlemeden ziyade Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetinin gittikçe artan otokratik hırsının yansıması olduğu görüşünde. Geçtiğimiz üç gün boyunca, polisin göstericilere aralıksız bir şekilde göz yaşartıcı gaz atıp basınçlı su püskürtmesi, eylemcilerin ise şehrin merkezinde kalan son parkın yanı başındaki buldozerlere ve şantiyelere saldırması ile öfke ve hınç artık kabına sığamayıp sokaklara taşmış oldu.

Bir yandan, şehrin içindeki mevcut alanlar için yapılagelen bu zorlu kavga artık apaçık Türk kimliğinin din, sosyal sınıf ve siyaset gibi zor meselelerini aşan bir direnişe ve daha geniş kapsamlı bir mücadeleye dönüşüyor. Öte yandan, bu toprakta yaşayan insanların çoğu gelmiş geçmiş bütün Türk egemen sınıfların amacının İstanbul’a damgasını vurmak olduğunun farkında olsa da, bu konuda bugüne dek hiç kimsenin, mevcut hükümet yani Erdoğan’ın İslamcı kökenli Adalet ve Kalkınma Partisi kadar dirence rağmen zorlamada bulunmadığının da farkında.

Erdoğan Pazar günü televizyona çıkarak bir diktatör gibi hareket etmekte olduğu suçlamalarını reddederken, kesin ve net bir ifade ile protesto eylemlerinin meşru olmadığını da savundu.

Protestocular Taksim Meydanı’na döndükleri sırada, Erdoğan, normale dönme çağrısı yaparken dahi kışkırtıcı öğeler içeren konuşmasında “Birkaç çapulcunun, o meydana gelip, yalan yanlış bilgilerle halkımızı, milletimizi tahrik etmesine boyun eğmeyeceğiz,” dedi. Göstericiler, başkent Ankara’da ve diğer birçok şehirde de sokaklara döküldü ve polisin göz yaşartıcı gazıyla yüz yüze geldi.

İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nden tarihçi Edhem Eldem hükümeti halkın tavsiyelerine başvurmaksızın büyük ölçekli geliştirme projelerine giriştiği için eleştirmişti. Edhem Eldem, “Bir anlamda erk sarhoşluğu yaşıyorlar. Demokratik reflekslerini kaybetmiş durumdalar ve Türk siyasetinin özüne yani otoriter tutuma geri dönüyorlar,” şeklinde konuştu.

İstanbul’un hızla değişen panoraması, İslam’ın laiklikle, kırsal kesimin şehirle karşı karşıya gelmesi gibi modern Türkiye’nin yapıtaşlarını oluşturan bu zıt temaların bir sembolüdür. Bu zıt temalar, yükselen ekonomi ile birlikte iktidarda bulunan dindar ve muhafazakâr elit kesimin, Türkiye’nin en tanınan ve Nobel ödüllü yazarı Orhan Pamuk’un İstanbul romanlarına sinmiş olan o Osmanlı dönemi sonrası ağırlığını gölgede bırakırcasına ortaya koyduğu özgüveni vurgulayan öğeler.

Erdoğan’ın on yıllık iktidarı, asker üzerinde bir sivil kontrol kurmak suretiyle Türkiye’nin kültürünü ciddi anlamda yeniden şekillendirdi. Bu iktidar eski laik düzenin kurallarını yıkarak, başörtüsü kullanımındaki artış ile görülebildiği üzere, başbakanın oy tabanını oluşturan muhafazakâr kitlelerce dinin ayan beyan ve yaygın olarak ifade edilmesini mümkün kıldı. Erdoğan iktidarı aynı zamanda Anadolu’nun kırsal kesimlerinden akın akın İstanbul gibi gelişmiş şehirlere taşınarak sınıf bölünmesini daha da derinleştiren dindar bir kapitalist sınıfı da besledi.

Kendilerini modern Türkiye’nin laik kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasçıları olarak gören eski laik elit kesim bu dönüşümler karşısında tedirgin oldu. Kendilerini Kemalist olarak tanımlayan ve dini inançların açıkça ifade edilmesi konusunda hoşgörü sahibi liberaller de aynı tedirginliği yaşadılar. Ancak, büyük bir kesim Erdoğan’ın,” diktatörlük” olarak tanımladıkları liderlik tarzına karşı ve söz konusu geliştirme projelerinin çoğundan zevksizlik gerekçesi ile rahatsız. Bu zevksizlik gerekçesi, içinde bir miktar sosyal elitlik öğesi de barındırıyor.

Lüks siteler ve alışveriş merkezleri yapılabilmesi için evlerinden uzaklaştırılan İstanbul’un eski sakinleri, şehirli aydınlar ve alt sınıftan birçok vatandaştan oluşan geniş bir kesim için bu durum bir kırgınlık ve kayıp duygusu da yarattı.

Önümüzde ciddi anlamda hırs yaratan ve fikir ayrılığı içeren meseleler de mevcut: dünyanın en büyük havalimanı, Türkiye’nin en büyük camisi ve İstanbul’un Avrupa yakasını ikiye ayıracak şekilde inşa edilecek ve projenin en ateşli taraftarı Erdoğan’ın dahi “çılgın” olarak nitelendirdiği akıl almaz ölçüde iddialı bir kanal inşaatı söz konusu. Boğaza yapılacak olan ve adını Türkiye’de büyük bir azınlık olan Alevi Müslümanları katletmekle itham edilen bir Osmanlı sultanından alan üçüncü bir köprünün temeli ise çoktan atıldı.

Sabancı Üniversitesinden Uluslararası İlişkiler Profesörü Ersin Kalaycıoğlu, “Ben burada doğup büyüdüm, ama artık bu şehirde çocukluğuma ait hiçbir şey kalmadı. İstanbul para kazanılacak, zengin olunacak bir yer olarak görülüyor. Altına hücum bu,” diyor.

Kalaycıoğlu, İstanbul’daki laik Türklerin çoğunun benimsediği bir elitlik anlayışını içinde barındırarak, şehrin “kültürsüz Anadolu köylüleri tarafından istila edildiğinden” şikâyetçi olduğunu ifade etti.

Bugüne kadar sayısız siyah beyaz İstanbul manzarası fotoğraflamış, Türkiye’nin en ünlü fotoğraf sanatçısı 84 yaşındaki Ara Güler, kendi adını taşıyan kafede otururken, kendisine hala “bildiği” İstanbul’u hatırlatan ve fotoğraf çekmekten hoşlandığı tek yer olarak Eyüp’ün kaldığını söyledi. Eyüp meşhur bir camiye ve çok sayıda muhafazakâr Müslüman aileye ev sahipliği yapan, deniz kenarında bir semt.
“Bizim büyüdüğümüz İstanbul yok artık. Nerede benim İstanbul’um? Artık her şey para.”

Gösterileri başlatan kıvılcım, hükümetin, bugüne kadar bütün halkın toplandığı bir mekân olan Taksim Meydanı’nı tarihçi Eldem’in sözleri ile “Osmanlı ihtişamının Las Vegas’ı” şeklinde bir Osmanlı dönemi kışla replikası ve alışveriş merkezine dönüştürme planı oldu. Ancak gündemde kamuoyu nezdinde infial yaratan ve tartışılan başka projeler de mevcut.

İstanbul’un en eski sinema salonu yakın zamanda bir başka alışveriş merkezi uğruna yıkıldı, hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Türkiye’nin First Lady’si Hayrunnisa Gül’ün itirazları da dâhil olmak üzere bir protestoya sahne olduğu halde. Bir limanın yeniden düzenlenmesi çalışmaları kapsamında 19. yüzyıldan kalma bir Rus Ortodoks Kilisesinin yıkılması da söz konusu. Varoşlarda ise yoksul şehir sakinleri, birçoğu hükümete yakın müteahhit dışarıya kapalı, güvenlikli siteler inşa edebilsin diye para karşılığında evlerinden uzaklaştırılıyor.

Havalimanı yakınlarında yer alan ve kurulduğundan bu yana Bulgar göçmenlerin oturduğu Avcılar da sakinlerinin yerlerinden edildiği yerleşim alanları arasında. Süreç uzadıkça, mal sahibini tespit etmenin imkânsızlaştığı durumlar yaşanıyor ve şeffaflıktan uzak tapu kayıtları yüzünden işler daha da karmaşık bir hal alıyor.

Balık restoranı sahibi Coşkun Turan, “Bir gün bize bir ihbar geldi, daha doğru dürüst mücadele dahi edemeden 300-400 polis gelip restoranımızı yıkan buldozerlere müdahale etmemizi engellediler. Bize, ‘tapunuz yok’ dediler ama var. Kendilerine de gösterdik. Binanın sadece bir kısmı için tapumuz olduğunu iddia ettiler, geri kalanını yıktılar,” şeklinde konuştu.

87 yaşındaki Doğan Kuban bir anlamda İstanbul’un en önde gelen şehir tarihçisi. Yazdığı çok sayıda kitabın yanısıra, Kuban’ın Birleşmiş Milletler ile Türkiye’de koruma meseleleri ile ilgili yürütmüş olduğu ortak çalışmalar da bulunuyor. Kuban mevcut hükümetin kendisine hiç danışmamasından şikâyetçi olduğunu belirtti. “Ben İstanbul’un tarihçisiyim. Kimseye danışmıyorlar,” diyor.

Kuban hükümetin, bazı arkeolojik alanları ve yapıları korumayarak ülkenin İslam öncesi tarihini göz ardı etmesini eleştirerek, bunda Türkiye’nin Erdoğan iktidarı ile Batı kültürüne sırt çevirmesinin belirleyici unsur olduğuna dikkat çekiyor.

“Korunan tek şey camiler. Koruma kültürün çok rafine bir kısmını teşkil eder. Bu da büyük ölçüde Avrupa medeniyetinin bir parçasıdır.”

Protesto hareketinin ne sonuç vereceği henüz belli değil. Erdoğan hala büyük bir oy tabanı oluşturan dindar muhafazakârların desteğine güvenirken elinde tuttuğu gücü kaybetme tehlikesi içinde olduğunu düşünenlerin sayısı az. Ancak siyasi açıdan potansiyel zarar görüldüğüne dair ufak da olsa bir belirti mevcut. Diğer yandan Cumartesi günü polisin geri çekilmesi ve on binlerce eylemcinin Cumartesi günü, ardından Pazar gecesi gösteri yapmak üzere Taksim Meydanı’na girmesine müsaade edilmesi bazı kesimlerce geri adım atma işareti olarak görüldü.

Akademisyen ve köşe yazarı Soli Özel bu durumu, “Bu Erdoğan’ın son zamanlarda kaybettiği ilk mücadele. Çok ileri gitti – gururu, kibri ve otoriter refleksi duvara çarptı” sözleriyle değerlendirdi.

Erdoğan ise Pazar günü son sözlerinde meydan okur bir ifade ile, Taksim’e alışveriş merkezi yapılmayacağını söylerken, meydana bir cami daha yapacağına ant içti.

Bu haber, İstanbul’dan Ceylan Yeğinsu’nun katkısıyla hazırlanmıştır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s