Boğaz’ın Karşı Yakasında. Türkiye’nin Suskun Çoğunluğu

21.06.2013
Kaynak: http://taz.de/Auf-der-anderen-Seite-des-Bosporus/!118510/
Almancadan çeviren: Translators for justice

Jürgen Gottschlich’in yazısı

İstanbul’un islami kesimin ağırlıkta olduğu varoşlarında çoğunluk Erdoğan’ı destekliyor. Fakat coşku giderek sönüyor. Anadolu yakasına yaptığım bir ziyaretten izlenimler.

Hayrullah Bey önce konuşmak istemiyor. Soru soran, yabancı gazeteci olunca biraz şüpheci yaklaşıyor. Yine de dayanamayıp birkaç dakika sonra konuşmaya başlıyor: “Devletin tepkisi gayet normal, şu Gezi olayı baştan beri tamamen yanlış birşeydi.”

Hayrullah Bey Üsküdar’da küçük bir lahmacuncuda hem lahmacunları pişiriyor hem kasaya bakıyor. Ona göre, “eylemciler Gezi Parkı’nda 5 gün barışçıl bir şekilde oturup sonra dağılabilirlerdi.” Hayrullah Bey, eylemcilerin derdinin ağaçlar olmadığundan emin, “hükümeti devirmek istiyor bunlar” diyor.

Tam Hayrullah Bey benim “ama polis, daha eylemciler parkı kuşattıktan 3 gün sonra saldırmaya başladı” dememe karşılık verecekken müşterilerden biri lafa karışıyor. Yüksek sesle “ben olsam daha ilk günden dağıtırdım onları. Bu isyancıların hepsini dövmek lazım!” diyor. Dükkandaki herkes konuşmaya dahil oluyor. “Bunlar ülkeyi bölmek istiyorlar” diyor biri, “arkalarında mutlaka İsrail vardır.” Hayrullah konuyu toparlamaya, müşterilerini yatıştırmaya ve karşısındaki yabancıya fikirlerinin arkasında yatanları açıklamaya çalışıyor:

“Bir durup mantıklı düşünmek lazım” diyor ve baştan alıyor: “Kimse bir iki ağaç için böyle bir isyan çıkarmaz. Belki başta gerçekten bir iki çevreci vardı aralarında ama olaya hemen aşırı güçler el koydu. Polise saldırdılar, olayın büyümesi için provokasyon yaptılar. Ağaç meselesi değildi bu, hükümetimize yapılmış bir saldırıydı. Üç hafta öncesine kadar her şey güllük gülistanlıktı. Ekonomi işliyordu ama bunu bozmak istediler.”

İşte Türkiye’nin suskun çoğunluğu. Hayrullah Bey Başbakan Edoğan’ın pazar günkü büyük mitingine katılmamış ama hükümeti destekliyor. “Tabii ki seneye yine oyumu Erdoğan’a vereceğim. Bundan şüpheniz olmasın” diyor.
İstanbul’un eski bir semti olan Üsküdar kentin Anadolu yakasında kalıyor. Burası Osmanlı zamanında dini bir merkezmiş, günümüzde de öyle. Avrupa yakasından vapurla Üsküdar’a yaklaşanların gözüne ilk önce sağda ve solda yer alan camiler çarpıyor. Bunlardan biri 16. yüzyılda ünlü Osmanlı mimarı Sinan tarafından yapılmış.

AKP’nin Kalesi
Üsküdar, Erdoğan’ın muhafazakar partisi AKP’nin kalesi. Bugüne kadar semtteki tek gerçek rakibi radikal islamcıların yönetimindeki Saadet Partisi’ymiş. Erdoğan’ın Üsküdar’ın bir tepesinde kendi evi var. Yanıbaşında da İstanbul’un en yüksek tepesi Çamlıca yer alıyor. Yine Üsküdar sınırları içinde bulunan Çamlıca Tepesi’ne Erdoğan dünyanın en büyük camilerinden birini yaptırmayı planlıyor.

Üsküdar’ın ana caddesi modern bir izlenim uyandırsa da yukarıda kalan ara sokaklara girdikçe karşımıza çok farklı bir manzara çıkıyor. Tarihi camiler ile tarikat üyelerinin toplandığı birkaç tekke arasında Hac’a gideceklerin yolculuk öncesi alışveriş yaptıkları dükkanlar bulunuyor.

Bu dükkanlardan birinin sahibi Yasin Bey, bize hemen çay ikram ediyor. Yabancı basınla sohbet etmekten kaçınmıyor. “Evet, Gezi Parkı olayları bizim işleri olumsuz etkiledi ve Türkiye’nin itibarını sarstı.” Yabancı gazetecileri kastederek kafasını sallıyor “ama siz de birçok şeyi yanlış aktardınız. Erdoğan Taksim Meydanı için sadece iyi şeyler yapmak istedi. Arabalar yer altından gitsin diye tünel yapacaktı, ne güzel işte.”

Fakat Yasin Bey dindar bir müslüman, bu yüzden de her türlü şiddete karşı. “Polis de fazla sert müdahale etti. Dövdükleri insanlar da Türk sonuçta” diyor. Kendisi gibi dini malzemeler satan komşu dükkanın sahibi de onu destekliyor. “Erdoğan bu kadar sert konuşmamalıydı. Daha diplomatik davransaydı olay bu kadar büyümezdi.” İkisi de Erdoğan’ı tutuyor, ancak eskisi kadar ateşli değiller. Yasin Bey konuşmamızın sonunda “daha fazla diyalog kurulsaydı iyi olurdu” diyor.

“Konuşmak istemiyorum.”
Bugüne dek hükümete hiçbir eleştiri getirmemiş olmasıyla tanınan Zaman gazetesinin ingilizce baskısı Today’s Zaman’ın yayımladığı bir kamuoyu araştırması, bu iki esnafın istisna olmadığını gösteriyor. Araştırmaya göre, Erdoğan’ın 2011 yılında seçmenin yüzde 50’sinden oy alan partisi AKP, şu anda bir seçim yapılsa oyların sadece yüzde 36’sını alacak. Başbakanın sert tavrı birçok insanı kızdırıyor.

Geçtiğimiz haftalarda yapılan eylemler hakkında Üsküdarlı kadınlarla da konuşmak istiyorum, ancak bu çok zor. Birçoğu bir el hareketiyle konuşmak istemediğini işaret ediyor. Üsküdar’ın kutsal kabul edilen yerlerinden birinde, sevilen şeyh Aziz Mahmud Hüdayi’nin türbesinde toplanan kadınlar da birşey söylememeyi tercih ediyorlar.

Sadece kara çarşaflı yaşlı bir kadın “biraz daha kuzeydeki semtlere doğru gidin, orada Erdoğan’a karşı eylem bile yapıyorlar. Onlar konuşabilir” diyerek bize yardımcı oluyor. Birkaç sokak öteye, Üsküdar’ın başka bir semtine gidiyoruz. Oradaki bir çocuk parkında karşılaştığımız kadınlar, düşüncelerini ifade etmekten gerçekten o kadar çekinmiyorlar.

“Şiddet her zaman kötüdür.”
Eşi ve çocuğuyla parka gelen, başörtüsünü başbakanın eşi Emine Erdoğan gibi bağlayan bir kadın, her iki tarafın uyguladığını söylediği şiddetten ve provokatörlerden şikâyetçi. “Şiddet her zaman kötüdür. Suriye örneğinde de bunu görüyoruz” diyor. Buna rağmen Erdoğan’a büyük bir bağlılık duyuyor. “Erdoğan iyi bir adam. Başörtüsü takabilmemizi ve çocuklarımızı Kuran kursuna gönderebilmemizi sağladı.”

Yan bankta oturan genç bir anne ise tam tersini düşünüyor. “Provakatörler olduğuna inanmıyorum“ diyor. O da türbanlı; “benim de başım örtülü ama aklım degil” şeklinde konuşuyor ve “Türk polisi çok acımasız, bu utanç verici” diye ekliyor. Oturduğu sokakta her akşam tencere-tava çalınarak Erdoğan’a karşı eylem yapılıyor. “İyi oluyor, Erdoğan’a bir daha oy vermeyeceğim” diyor.