Erdoğan için Yeni Osmanlı İmparatorluğu

03.06.2013
Fransızca’dan Çeviren Translators For Justice
Kaynak: http://www.lemonde.fr/idees/article/2013/06/03/un-nouvel-empire-ottoman-pour-tayip-erdogan_3422880_3232.html?xtmc=erdogan&xtcr=96

Erdoğan için Yeni Osmanlı İmparatorluğu

Taksim Krizi halkta ve uluslararası kamuoyunda soru işaretleri yarattı. Türkiye’nin geleceği hâlâ karanlık görünüyor. Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılı olan 2023’ten önce otoriter İslamcı bir rejim oluşturmayı hedefliyor.

Aşama aşama gelişen ve stratejik bir süreç

Bilindiği gibi, Recep Tayyip Erdoğan 2002 seçimleri sonucunda başbakan olmasından önce İstanbul’u minarelerle donatacağına söz vermişti. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğu 1998’de milliyetçi düşünür Ziya Gökalp’in « Minareler süngü, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, müminler asker » dizeleriyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan hüküm giymişti.

Ordu ve yargının gücünü idrak edince, yaptığı reformlarla ordu mensuplarının ve devletin diğer temel unsurlarının yargı önüne çıkarılabilmesini sağladı. Ergenekon ve Balyoz davaları ile orduyu ve gazeteleri susturdu. 19 Aralık 2012 tarihinde Sınır Tanınmayan Gazeteciler, Türkiye’nin en büyük gazeteci hapishanesi olduğunu bildirdi. Gezi Parkı olayları sırasında ulusal televizyon kanalları polis müdahalelerinin sertliğini nesnel bir yaklaşımla yansıtmadılar. Gazeteleri, hapishanedeki öğrencileri, askerleri ve mahkemeleri kontrol altına alan Recep Tayyip Erdoğan bu şekilde kendisine yönelik itiraz ve eleştiri riskini sınırladı.

Başbakan ulusal arenada kendi egosu gibi devasa projeler yaptı. Laiklik konusunda Alevilere tavrını sertleştirdi. İlk ve ortaöğrenim kurumlarında verilen zorunlu din derslerini sürdürdü, Alevilerin ibadet yerlerini tanımayı reddetti. Hatta 3. Boğaz köprüsüne 40 000’den fazla Aleviyi katleden padişah Yavuz Sultan Selim’in adını verdi. 2 Temmuz 1993’te 33 Alevinin ölümü ile sonuçlanan yangının sorumluları zaman aşımı gerekçesiyle serbest bırakıldı. Üniversitelerde, hatta imam hatip liselerinde başörtüsü kullanımının serbest bırakılması tüm yurttaşların yaşam biçimini değiştirdi. Metroda öpüşme ve Türk Hava Yolları hosteslerine uygulanan kırmızı ruj yasakları ile alkollü içki satışının kontrol altına alınması tüm halkın asimilasyon yoluyla İslamlaştırıldığını gösteriyor.

Uluslararası ilişkilere bakarsak Türkiye başta Suriye krizinde arabulucu rolü ile uluslararası arenada boy göstermek istedi. Ancak bu konuda başarısızlığa uğrayınca muhalefetin yanında yer alıp, silahlı güçlere destek verdi ve 400 000 mülteciye barınak sağladı. Esas amacın Beşar Esad rejimini devirerek kendi Sünni kardeşlerini iktidara getirmek olduğu belli oluyor. Reyhanlı’da hayatını kaybeden 51 kişi Recep Tayyip Erdoğan’ın sürdürdüğü uluslararası politikanın kurbanı oldu. Türk, Kürt, Suriyeli, Sünni, Alevi, Nusayri toplulukların bir arada yaşadığı bu bölge şimdi Suriye iç savaşının mikrokozmosu haline geldi.

Yeni Anayasa ve Türk-Kürt Uzlaşması

2013’te Anayasanın yeni maddeler eklenmesi yerine tümden değiştirilmesi ile 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce yeni bir yasal çerçeve oluşturulması ve bu şekilde İslamcı çoğunluğun yerinin sağlamlaştırılması hedefleniyor. Bu yeni girişimin diğer kanıtı Yasamanın desteğiyle İslamcılığın radikalleştirilmesi. Son olarak devletin yönetim biçimi, Fransız ve Amerikan başkanlık sistemlerine dönüştürülürken bunun içine bazı kişisel rötuşlar da katılıyor. 4 yılda bir genel seçimle seçilecek olan Başkanın, Meclisi lağvetmekten bütçesini belirlemeye kadar uzanan geniş yetkileri olacak. Bunun yanında Başkan kendi siyasal partisinin lideri olarak kalacak. Bu üçüncü unsur, Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine her şeye kadir başkan rolü biçtiğinin kanıtıdır.

Yaklaşık kırk bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan 30 yıllık savaştan sonra, AKP hükümeti Abdullah Öcalan tarafından yazılan bir mektubu temel alarak barış sürecini başlatmaya razı oldu. Öcalan halkından İslam kardeşliği çerçevesinde yeniden birleşmelerini istedi. Bu barış anlaşması ile Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin doğusundaki etkisini arttırarak çoğunluk desteğini sağlamlaştıracak. Bu barış anlaşması gelecekte oluşacak Sünni İslamcı yapbozun bir parçası olmaktan başka bir şey değildir.

Fransa Alevi Birliği Federasyonu (FUAF) Başkanı Erdal Kılıçkaya 30 Temmuz 2012’de Le Monde’da yayınlanan “Aleviler alarm veriyor” başlıklı makalesi ve Strasbourg’da 10 000’den fazla Alevinin toplanarak asimilasyon politikasını reddettiği toplantı aracılığıyla medyayı uyarmıştı. Yalnızca dini çoğunluğun kanununun uygulanacağı bu insanlık dışı yapının kurulmasına engel olmalıyız.

Ali Karababa (Fransa Alevi Birliği Federasyonu (FUAF) Halkla İlişkiler Sorumlusu)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s