Çoğunlukçuluk: Zombi demokrasisi

22.06.2013
İngilizceden çeviren: Translators For Justice
Kaynak: http://www.economist.com/news/leaders/21579850-note-turkeys-prime-minister-among-others-winning-elections-not-enough-zombie-democracy

Çoğunlukçuluk: Zombi demokrasisi
Türkiye’nin başbakanına bir uyarı daha: Seçimleri kazanmış olmak yetmez.

Türkiye’nin güç durumdaki başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “AMA ben üç seçim kazandım” diyerek kendisine yöneltilen eleştirilerden yakınıyor. Görünüşte mağdur: Hiç şüphesiz, Türkiye’de de pek çok kişi, çoğunluğun oyunu almış liderlerin ülkeyi istediği şekilde yönetebileceği fikrine katılacaktır, değil mi? Onlar için demokrasinin anlamı bu.

Ama hayır… Çoğunlukçuluk –seçilmişliğin verdiği gücün sizi her zaman haklı yaptığını kabul eden, tüm dünyada sayıları giderek artan seçilmiş ama otokrat hükümdarların değişmez söylemi– gerçek demokrasi değildir; görünüşte bu ikisi benzer olsa da. Sebebi açıklanmaya değer:

Öncelikle, demokrasinin meşruiyeti, salt iktidarın oylardan aldığı payla ilintili değildir. Günümüzde Batı’da sadece birkaç aday, seçmenlerin çoğunluğu şöyle dursun, oyların ancak yarıdan fazlasını alıyor. Çoğu cılız bir seçmen vesayeti ile hükümet etmek durumunda. Ama bu durum tek başına onları gayri meşru yapmaz. Aslında Belarus’ta Alexander Lukashenko örneğinde olduğu gibi, “kazanılmış” gibi görünen dev seçim yengileri, çoğu zaman demokratik değildir. Bu kazanımların hileli olma eğilimi vardır, ki öyle olmasalar bile, Macaristan’ın otoriter başbakanı Viktor Orban’ın durumundaki gibi, muhteşem “fatih” tarafından muhaliflere zulmedilmesinin ya da haddini aşmış bir muzafferliğin göstergesi olabilirler; 2011 seçimlerinde Sn. Erdoğan’ın partisi oyların hemen hemen % 50’sini aldı: Etkileyici, ancak bu sonuç demokratik erdemin kayıtsız şartsız kanıtı olmaz.

Yaygın destek nasıl bir lideri otomatik olarak demokrat yapmazsa, karşısında güçlü bir muhalefet olması da yetersiz yapmaz. Margaret Thatcher’ın reformları da tartışmalıydı denebilir. ABD’de de ısınan ve dili keskinleşen politika Fox News haber kanalında yoğunlaşıyor, ne de olsa tiye alan haberciliğin, öfkeli blogların devri: Barack Obama sık sık acımasızlıkla ve hainlikle suçlanıyor. Son birkaç yıl gösteriyor ki ödeneklerdeki kesintiler ve vergi artışı gibi zor kararları kendisine karşı duyulan yaygın öfkeyi körüklüyor. The Economist tarafından alkışlanan cesur reformları da genellikle aynı etkiyi yaratıyor. Ancak, bu tip zorlamaları da liderlerin demokratik olmadığı anlamına gelmez..

Mesele, destekçilerle muhalifler arasındaki ilişkinin nasıl yürütüldüğüdür. Bunun yolu kısmen, liderin güç kullanımına sınırlama getiren ve mağdurları kollayan, onların dertlerine çare bulan kurallar ve kurumlardan geçer. Bunlar da vatandaşların temel haklarının en sağlam şekilde gözetilmesi, uygulayıcı bağımsız mahkemeler ve onları gözlemleyen özgür medyadır. Demokratik bir bakış açısıyla, bunlar Sn Erdoğan’ın en ciddi şekilde hataya düştüğü alanlar: Sorun, tartışmalı ya da inatçı politikalar getirmesi değil (ki aslında bunlar onun kendine ayrıcalık tanıdığını da gösteriyor); mahkemeleri ele geçirmesi, medya eleştirilerini susturması ve barışçı protestoculara saldırmasıdır. Tıpkı Venezuella’nın Hugo Chavez’i ya da Rusya’nın Vladimir Putin’i gibi kendi saltanatını pekiştirmek için anayasayla ilgili olur olmaz konuşması da diğer bir uyarı işareti.

Yazılı kurallar ve kurumların ötesinde, kaba çoğunlukçuluk ve demokrasi arasındaki fark aslında iktidardakilerin kafasının içindedir. Demokratların sarsılmaz anlayışı şudur: Kendilerine oy vermeyen azınlıklar (ve genellikle çoğunluklar) da kendilerine oy verenler kadar o ülkenin vatandaşlarıdırlar ve saygıyla dinlenmeyi hak ederler; bir liderin görevi ise sadece destekçilerinin çıkarlarını değil, milli çıkarları gözetmek ve bu yönde hareket etmektir. Türkiye’deki protestocuları sokaklara döken şey, sadece Erdoğan’ın kendilerine düşmanca davranması değil, aynı zamanda şikayetlerine sağır kalmasıdır. Onları terörist ve yabancı ajan gibi gösterip şeytanlaştırarak, biber gazı ve basınçlı su sıkan araçlarla püskürterek, bu kanaati haklı çıkarmıştır. Oysa Brezilya’da Dilma Roussef’in, Erdoğan’ın tam tersine, göstericilerin protesto hakkı olduğunda ısrar etmiş olması dikkat çekicidir. (bknz: ilgili makale)

Kalpsiz:

Bir demokrasinin anafikri, yönetimi kendi istediği şekilde yapacak olan hükümeti, oy verenlerin seçmesidir ta ki o hükümet yine seçmenler tarafından iktidardan indirilinceye dek. Ancak seçme hakkı önemli bir demokratik hak olsa da, tek hak değildir. Ve bir seçimi kazanmak, bir lidere gücü üzerindeki tüm denetimleri gözardı etme hakkını vermez. Sn. Erdoğan ve kendi türünden liderler tarafından benimsenen çoğunlukçu dünya görüşü bir çeşit zombi demokrasisidir. Dışarıdan bakıldığında gerçeğine benzer, ancak kalpten yoksundur.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s