Açın Gözlerinizi!

20.06.2013
Kaynak: http://www.freitag.de/autoren/der-freitag/macht-die-augen-auf

Gezi Park – Avrupa’nın Türkiye´ye bakışı önyargılardan ve yanlış değerlendirmelerden oluşuyor. Ülkenin kaderi konusunda kayıtsız kalmamalıyız. Aksi halde Avrupa´nın geleceği tehlikede.Ortadoğu için bir model, İslam ve demokrasinin kaynaşması, Ortadoğu’nun yeni lider gücü… Tüm bunlar İstanbul´da birkaç ağaç sebebiyle başlayan çatışmalar sonrası yerle bir oldu.  2002 yılında Türkiye on yıllık bir Avrupalılaşma yoluna koyuldu. Ancak bugün gelinen nokta kutuplaşmış bir göz yaşartıcı gaz demokrasisi. Bu duruma nasıl gelindi? Belki de şöyle sormak gerekir: Yıllarca kendimizi mi kandırdık?

Yanlış bir tablo

Almanya´da yıllardır Türkiye tablosu üzerine karşılaştırmalar ve karşıtlıklar hâkim olmaktadır. Bu tabloya göre Türkiye dinci-tutucu ve laik-batıcı gruplar, Kemalist elitlerle Müslüman işçiler arasında bölünmüş bir durumdadır. Ayrıca Avrupa yakası, Anadolu yakasıyla, üst kesim alt kesimle ve asker, polisle çatışma halinde.  Özellikle de bir metafor olarak Boğaz Köprüsü bakış açısına göre birleştirici ya da ayrıştırıcı olarak değerlendiriliyor. Oysaki toplumun alt kesiminin üst kesime karşı olduğu görüşü çoktan geçerli değil. Gezi eylemleri işte tam bu durumu gözler önüne seriyor: Eylemlere işçilerin, öğrencilerin, orta tabakadan insanların, devrimci Müslümanların ve homoseksüel grupların eşit derecede destek verdiğini görüyoruz.

Bu ikili ayrımlar, hiç düşünmeden gazetelerde yayınlanan bir yorum yazısından diğerine aktarılan klişelerden ibarettir. Bu aynı zamanda düşünce tembelliğinin de bir göstergesi. Özellikle de –tehlikeli olan da bu zaten- oluşturulan bu tabloyla yüzde 50 siyasetinin tuzağına düşülerek hükümet destekçileri ve karşıtları olarak ülke bölünmeye sürüklenmektedir.  Türk hükümetine göre diğer yüzde 50 ülkeyi baltalamaya çalışan karanlık dış güçlerin kuklaları olarak gösterilmektedi: Gizli faiz lobisi, CNN, BBC ve Reuters gibi haber ajansları, Amerikan Girişim Enstitüsü (American Enterprise Institute) ve sosyal paylaşım ağı Twitter. Bunların hepsi Gezi Parkı protestolarının azmettiricileri olarak anılmaktadır. Ayrıca uzun zamandır bilindiği üzere Türk hükümeti ifade özgürlüğü konusunda kendine özgü çok tuhaf bir algıya sahiptir. Tutuklu gazetecilerin hayli yüksek sayıda olması bu duruma örnek gösterilebilir.

Liberaller artık dikkate alınmıyor

Peki, Batı kamuoyunun ve Avrupa Birliğinin AKP´yi Türk CDU (Hırıstıyan Demokrat) partisi olarak değerlendiren masala inanmaya son vermeleri neden bu kadar uzun sürdü?  Bir taraftan bu durum dünyada yaşananlara tanıklık eden tipik Alman bakışını yansıtan bilindik politik reflekslerden kaynaklanıyor. Her seferinde darbeyle gündeme gelen ordu ve laikliğin Türkiye´ye özgü biçiminden kaynaklı dinsel özgürlerin baskı altına alınması haliyle özgürlük anlayışımıza ters düşmektedir. AKP´nin de bu güçlerin karşısında durması ilk zamanlarda birçok liberal destekçiyi kendi eksenine çekmişti. Bu açıdan bakıldığında AB tarafından neden umut vaat edici olarak görüldüğü anlaşılabilir. Özellikle de ordu, yargı, basın gibi iç siyasetteki karşıtlarını kontrol altına aldıktan sonra AKP´nin ilk zamanlar önemsediği liberal destekçilerine ihtiyacı her geçen yıl giderek azaldı. Bu yılın başında AKP İstanbul milletvekili Aziz Babucu´nun açıkça söylediğine göre iktidarın geride bırakılan 10 yıla göre liberal destekçilerini dikkate almasına artık gerek kalmamıştır.

Tabii bir de Almanya ve Avrupa perspektifi açısından hiç de hoş olmayan bir başka sebep daha var. Türkiye ve Türkler Viyana kapılarına dayandıktan 400 yıl sonra bile halen “öteki” olarak görülüp dışlanıyorlar. Bu durum özelikle Almanya´da söz konusu. Çok satan kitabıyla gündeme gelen Thilo Sarrazin´in yaptığı ırkçılık işte tam bu dışlamayla dikkati çekiyor.

Putin´in Rusyası gibi

Güncelliği dolayısıyla Süddeutsche gazetesinden seçilen Martin Winter’in köşe yazısı çok daha tipik ve siyaseten doğru (political correct) olan bir örnek. Winter, Türkiye’nin AB’ye uyum sağlamasını diğer sebeplerin yanı sıra ülkenin otoriter olmasından dolayı topyekûn bir kararla kesip atıyor. Bu görüş Türkiye’nin bizden tamamen farklı olması, ayrıca ülke halkının demokratik olmayan otoriter siyasetçiler tarafından hükmedilmeye alışkın olması sebeplerine dayanıyor. Tabii ifadede kullanılan ‘biz’ ile Almanya’nın mı yoksa AB’nin mi kastedildiği açık değil. Tam da bu noktada Türkiye’ye bakış açısı otorite bağımlısı Rus halkının bu özelliklerine uygun hükümdarı Putin’le ilgili ya da Güney Avrupa’daki katolizm ve demokrasi uyuşmazlığı konu alan geçmişi 30 yıla dayanmayan kuramların ele alındığı yorumlara benziyor.

Ancak biz ulusal odaklı siyaset yerine gerçekten uluslararası dayanışmadan söz etmek istiyorsak Türkiye’nin kaderi konusunda kaygısız kalmamalıyız. Viktor Orban başbakanlığında Macaristan’daki rejimle ilişkilerden çok bu noktada Avrupa politikasının gelecekteki şekli belli olacaktır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde Avrupa Parlamentosunun Ankara’yı beklenmedik düzeyde sert eleştirmesi, Türk hükümeti tarafından çok önemsenmese bile başlangıç olarak etkili bir adımdı. En nihayetinde her şey İstanbul’da ve ülke genelinde sokaklara dökülerek devletin baskısından korkmayan ve durumun iyileşmesi konusunda çabalarını sürdüren cesur insanlara bağlı. Gezi Parkı protestolarının dağıtılması sonrası her akşam İstanbul’un bütün semtlerinde yaşanan açık forumlar ve katılımcı demokrasinin uygulanması tam da bu esnada Avrupa demokrasisinin köklerini ve temel taşlarını hatırlatıyor. Bunlar protestoların en çok umut veren sonuçlarıdır. Aynı zamanda gerçek demokratik bir Türkiye’nin de kapılarını aralamaktadır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s