Türkiye’de Ekonomik Kalkınma Demokrasiyi Getirmeyecek

Yazar: DARON ACEMOĞLU

New York Times, 5 Haziran 2013

CAMBRIDGE, Massachusetts/ABD  — Son birkaç yıldır, başta Washington olmak üzere batı başkentlerinde Türkiye demokrasisi hakkında genel bir iyimserlik hakim. Bu iyimserliğin kaynağı başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (A.K.P.) tarafından sağlanan hızlı ekonomik büyüme.

Bu iyimserler, Türkiye demokrasisinin bazı eksiklikleri olduğunu kabul edenler de dahil olmak üzere, tahminlerini genelde politik bilimci Seymour Martin Lipset’in meşhur modernleşme hipotezine dayandırıyorlar. Bu hipoteze göre bir ülke ekonomik olarak kalkınınca demokrasisi de kendiliğinden gelişiyor. Türkiye son 11 yıldır hızlı ve düzenli bir şekilde büyüdüğüne göre, iyimserlerin teorisi diyor ki, belki de tek yapmamız gereken beklemek. Bu teoriye göre, Sayın Erdoğan’ın ekonomik başarısı kaçınılmaz bir şekilde kendi otoriter yönetiminin de sonunu getirecek.

Ancak modernleşme hipotezi dünyada demokrasinin yükselişini açıklamakta bir hayli başarısız oluyor. Örneğin, benim Simon Johnson, James A. Robinson, ve Pierre Yared ile beraber yaptıgım araştırmaya göre, daha hızlı büyüyen ülkeler demokrasilerini iyileştirme ya da demokratik kurumlarını geliştirme eğilimi göstermiyorlar. Demokrasinin hızlı büyümeyi takip ettiği bir iki örnekte, mesela Güney Kore ve Tayvan’da, demokratikleşme kendiliğinden değil de mücadeleli bir politik sürecin sonunda ortaya çıkıyor. Bu süreçlerde ordu, protestocular, sendikacılar ve öğrenciler arasında şiddetli çatışmalar gözleniyor.

Ve modernleşme teorisi bu hafta Türkiye’deki protestoları açıklamakta da yetersiz kalıyor.

 

Bu haftaki gösterilerin aşırı şiddetle bastırılmasından önce bile, Türkiye’nin gelişmiş –ve Orta Doğu’nun geri kalanına örnek olacak- bir demokrasi olma yolunda olduğuna dair inancın elle tutulur bir yanı kalmamıştı.

A.K.P. gücünü arttırdıkça farklı fikirlere daha az tahammül eder oldu. Yargı kurumları zaten az olan bağımısızlıklarını da kaybettiler. Hükümeti eleştiren bir dizi insan, yüksek rütbeli ordu komutanları ve gazeteciler de dahil olmak üzere, şu anda hapisteler –üstelik çoğu adil bir yargılanmaya tabii olmadan (Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre Türkiye şu anda hapisteki gazeteciler sayısında Çin’i geçmiş durumda.)

Kendilerini demokrasi savunucusu olarak tanıtanlar son haftaki olaylarda pek de öne çıkmadılar. Başbakan (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den gelen hafif bir çıkışma dışında) kendi partisi içinden hemen hiç eleştiri görmedi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan ana muhalefet partisi de hala geçmişte kalmış gibi görünüyor -sadece Türk devletinin milliyetçi ve laik ideolojisini savunmaya odaklanıyor.

Ve Türkiye medyası hala sindirilmiş ve teslim olmuş gibi görünüyor. Öyle ki, İstanbul’un kalan az sayıdaki parkından birine alışveriş merkezi yapılmasına karşı başlayan küçük protestoların Sayın Erdoğan’ın otoriterliğine meydan okuyan büyük bir kitlesel harekete donüşmesi Türkiye medyasında çok az yer buldu. Hakikaten, CNN’in uluslararası kanalı Taksim Meydanı’ndan canlı yayın yaparken, CNN Türk -ortaklarından biri Turner Yayıncılık olan CNN’in yerel kanalı- penguenler üzerine bir belgesel yayınlıyordu.

Bunlara rağmen, Taksim Meydanı’nda birkaç göstericinin barışçıl protestosu olarak başlayan bu hareket Türkiye demokrasisini önümüzdeki yıllarda iki nedenden dolayı tanımlayabilir.

Birincisi, demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir -özellikle oy seçeneklerinin Türkiye’deki kadar az çekici olduğu durumlarda. İngiliz demokrasisinin ileri seviyeye ulaşması 19’uncu yüzyılda, bir ölçüde sokaklardaki protestoların sonucu olarak, gerçekleşti. Bu protestolar daha önceden seçme hakkı olmayanlara oy hakkı kazandırdığı gibi, İşçi Partisi’nin kurulmasına ve seçmenlerin yeni tercihler kazanmasına da sebep oldu. Türkiye’de de pek çok insanın pek çok şehirde sokaklara dökülmesi, ve bunu polisin sert müdahelerine rağmen yapması, Türk demokrasinin ileri seviyeye ulaşmasının dönüm noktası olabilir.

İkincisi, bu protestoların, ve onların oluşturabileceği politik hareketlerin, son yirmi yılın derinlere kök salmış ancak bayatlamış politik bölünmelerini aşma ihtimali vardır. Bu bölünmeler Recep Tayyip Erdoğan’ın 1998’de yaptığı şu tespitle özetlenebilir: “Bu ülkede bir Beyaz Türkler, bir de Siyah Türkler var. Kardeşiniz Tayyip, siyah Türklerdendir.”

Türkiye’de bu terimlerin cilt renkleriyle bir ilgisi yoktur. “Beyaz Türkler” iyi eğitimli, zengin, laik, ve kendilerini Atatürk’ün mirasının savunucusu olarak gören seçkinlerdir. Beyaz Türkler ağırlıklı olarak devlet bürokrasisinde, orduda, ve büyük şehirlerdeki büyük şirketlerde kümelenmiştir. “Siyah Türkler” ise beyaz Türklerin gözünde eğitimsiz, alt sınıflardan gelen, ve dindarlıklarının tutsağı olmuş insanlardır. Seçkinler onları ya halen köylü ya da köylü geçmişlerinden sıyrılamamış olarak görürler.

Türk ordusu dini sık sık politik sola karşı mücadelesinde kullanmış olsa da -özellikle 1980 askeri darbesinden sonra-, 1990’lı yıllara gelindiğinde laik seçkinlerin hükümdarlığına en önemli meydan okuma Siyah Türkleri temsil eden dindar muhafazakar partilerden geliyordu.

1997’de ordu A.K.P.’nin öncüsü olan Refah Partisi’nin kurmuş olduğu bir hükümeti devirdi. Anayasa Mahkemesi bunun ardından Refah Partisi’ni kapattı. Ordu 2007’de A.K.P.’yi de benzer şekilde tehdit etti. Anayasa Mahkemesi, yine ordunun peşinden giderek, dindar görünümünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle A.K.P.’yi de kapatmakla tehdit etti.

Laik seçkinleri en çok rahatsız eden de yeni Cumhurbaşkanı Sayın Gül’ün eşinin başörtüsü takması oldu. Zira kamu alanlarında başörtüsü kullanılması Anayasa tarafından yasaklanmıştı.

1997’den beri bu bölünmeler Türkiye siyasetinin ana hatlarını belirledi. Ordu başarısız oldu ve A.K.P. tehditlere göğüs gerdi. Türkiye’de daha önceden demokratik hakları olmayanlar güç kazandı, ve bu açıdan Türkiye daha demokratik oldu. Ancak Türkiye özgürlükçü demokrasiye geçmek için fazla adım atmadı. Tam tersine, toplum bir yanda geleneksel laiklik savunucuları diğer yanda da A.K.P. olmak üzere daha da kutuplaştı. A.K.P., Sayın Erdoğan’ın önderliğinde, gittikçe otoriter bir yaklaşımla yeni elde ettiği güçleri askeriyeden, laik seçkinlerden ve kendisini eleştiren diğer kesimlerden intikam almak için kullandı.

Bu haftaki protestoların hükümeti devirmesi ya da başbakanı tamamen değişmeye zorlaması çok olası değil. Ancak bu protestoların önemi temsil ettiği değerlerde yatıyor.

Bir anda çok çeşitli insan grupları sokaklara çıkıyorlar. Bu insanlar ekonomik destek ya da politik taviz talep etmiyorlar; onun yerine Türkiye siyasetinde söz sahibi olmak istiyorlar. Bu insanlar geleneksel laikliğin hakim olduğu eski günlere dönmek isteyen koyu muhalifler de değil; onun yerine A.K.P.’nin gücü gittikçe tekelleştirmesinden rahatsız olan şehirli gençler.

19’uncu yüzyılda İngiltere’de olduğu gibi, oy sandıkları doğru seçenekleri sağlamayınca, demokrasi doğrudan eylemle ilerliyor.

Türkiye’deki asıl tehlike A.K.P. içindeki radikallerin bu olayları toplumu daha da bölmek için kullanma ihtimalidir. Şimdiden protestoları daha önceden ezilmiş kesimin yeni elde etmiş olduğu güçleri ellerinden geri alma çabası olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu amaçla sokaklardaki genç erkek ve kadınları alkolik, çapulcu, ve solcu olarak tanımlıyorlar.

Bu radikaller, birkaç istisna dışında parti siyasetine hala boyun eğmekte olan Türkiye medyası tarafından da destek görüyorlar. Yakın dönemde başarılı olup Türkiye siyasetini daha da kutuplaştırabilirler. A.K.P.’nin devlet kurumları üzerindeki kontrolünü daha da arttırabilirler.

Fakat bu olayları dönüm noktasını haline getiren şey toplumun geniş bir kesimindeki rahatsızlığın artık açığa çıkmış olmasıdır. Türkiye medyası bunu görmezden gelmeye devam etse bile bu rahatsızlığın bilgisi yayılmaya devam edecektir.

Çin şişeden çıktı bir kere. Ne kendisi ne de Türkiye demokrasisi şişeye geri konulabilir.

 

Kaynak: http://www.nytimes.com/2013/06/06/opinion/development-wont-ensure-democracy-in-turkey.html?hp

Çeviri: Translators of Translate for Justice

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s